Cavaliers’ın istekleri…

Cleveland Cavaliers’ın New Orleans Hornets’tan Eric Gordon ve Indiana Pacers’tan Roy Hibbert’ın peşinde olduğu haberleri çıktı. Tabii bunu öğrenince ben boş durur mıyım hiç? Hemen dedim onlar gelirse ne oluruz diye… Şimdi şöyle bir bakınca Eric Gordon gibi bir skorerin Kyrie Irving gibi bir guardla yan yana olması Cavaliers’a çok çok şey kazandırır. Zaten Chris Grant’in de amacı takımı Kyrie Irving’in üzerine kurmak. En doğrusu.. Boyalı alanda ise Roy Hibbert gibi bir uzunun olması uzun sorununu Cavaliers için yok eder. Varejao da var daha ne? Heh, şimdi benim canımı sıkan bir durum da tam bu noktada patlak veriyor.

Şimdi burada bir iyi haber var, bir de kötü. İyi olan Gordon ve Hibbert’ın gelmesidir. Çünkü Cavaliers’ı gelecek sezon daha iyi yerlere taşıyacaklarına eminim. Kötü haber ise Semih Erden. Bizim Semih’in takımdaki yeri gittikçe kötüleşiyor. Eğer Roy Hibbert, Cavaliers’a gelirse çok büyük ihtimalle Semih Erden’in Cavaliers’taki kariyeri biter. Sonra ne olur bilinmez.

Tabii ki şuan hiçbir şey net değil. Netleşecek günleri bekliyoruz……

Orlando’da karışıklık var

Stan Van Gundy ve Dwight Howard arasında yıllardır garip bir rekabet var. Bunu biliyoruz. Uçtan uca laf çarpıtmalar falan bunlar hep vardı. Pek ciddiye sarmasak da bu olayı bu hep böyleydi. Gayet hoş da oluyordu. Ta ki dünkü olaya kadar. Dünkü olay ABD basınını salladı. Van Gundy birden “Dwight gitmemi istiyor.” deyince bir şaşkınlık oldu tabii. (kimisine göre olmamış olabilir) Dwight bu konuyu her ne kadar yalanlasa da Van Gundy de kendinden emin. Kaynaklarım sağlam diyor. Bu olaydan sonra birinin gitme vakti. Hangisinin gideceği henüz merak konusu. Açıkçası ben de çok merak ediyorum. İlerleyen zamanlar da göreceğiz…

Olaya şöyle bir bakalım. Van Gundy’i biliriz. Kişiliğini de. Hidayet’e bile sarmıştı bir zamanlar. Dwight Howard ile olan ilişkisi hiçbir koç-oyuncu ilişkisinde yoktur herhâlde. Böyle düşman gibi bir görünüm, ama aslında değil ama öyle gibi… vs. vs. Dünkü ciddi olayda bile ciddi değillerdi! Van Gundy, “Dwight gitmemi istiyor. Bunun için uğraştığını biliyorum” deyince aslında ciddiydi. Ve aslında profesyonelce davrandı. Bir başka açıklamasında, ben şuan hâlâ burada takımın başındayım, yönetim beni kovuncaya kadar da takımın başında kalacağım şeklinde bir açıklaması var. Hatta gene profesyonelce bir şekilde olayı da çok kafasına takmamış. Bu olayı konuşurken konuşmanın sonunda, “Onu değil de ben şuan akşam Carmelo’yı nasıl durduracağımızı düşünüyorum” dedi. O derece iyi bir açıklama yapmış oldu. Hatta bu yazının başına koyduğum resim de dün geceden, Knicks maçından. Bu açıklamalardan sonra yani. Bu ikili hâlâ konuşuyorlar. Ki doğru olanı da bu. Biri takımdan gitmeden öyle küslük falan olmaz! Bir takımda olmamalı. Doğru olanı yapıyorlar. Bu konuda Orlando biraz avantajlı, sadece biraz…

Olaya Howard’ın cephesine bakarsak o da bu ciddi konu hakkında gene olayı komikliğe sarma çabasındaydı ki bir süre sonra o da ciddi açıklamalarda bulundu. Van Gundy’nin Howard hakkında kendisini yollamak istediğini söyleyince Howard bu olayı sürekli yalanladı. Ancak bu yalanlamalara da bir cevabı vardı Gundy’nin. Gundy’nin kendince kaynağının sağlam olduğunu söylemiştim. Kaynak da birtakım Magic yöneticileriymiş. Öyle söyledi kendisi. Buna rağmen Howard yalanlamaya devam etti. Kabul etmiyor bu olayı Howard.

Bu olaydan sonra Orlando gerçekten bir çıkmaza girdi ve artık bu takım bu ikiliyle aynı anda yürümez diye düşünüyorum. Bence illa biri gidecek. Ki gitmeli. NBA.com’da hangisi gitmeli diye bir anket bile yayımlanmış durumda. Kim kalmalı derseniz bana göre Van Gundy kalmalı. Howard zaten 1,5 yıldır takımdan ayrılmak istiyor. Bu bahaneyle artık Orlando’dan uzaklaşsa iyi olacak. Dediğim gibi durum net değil. Kesinleşmesini de dört gözle bekliyorum diyebilirim.

Euro 2012 ve A Milli Takımı’mız

Bu yazımda Euro 2012’den bahsedeceğim sizlere…

Euro 2012 bana göre gerçekten Avrupa Milli Takımlar’ını izleme avantajı dışında farklı kültürlerin bir arada olması, futbolum saha dışındaki olaylarla değil de daha çok sevgi ve saygı içerisinde oynanması amacıyla düzenlenen bir organizasyondur.

İlk önce milli takımımızdan bahsetmek istiyorum.

Türkiye Milli Takımı gerçekten katıldığı organizasyonlara renk katabilen futbolun sadece 90 dakikadan ibaret olmadığını gösterebilen bir takımdır. Bu sene Hollandalı teknik adamın ayrılmasından sonra bir reforma giren A Milli Takımı’mız yerli bir hoca ile yoluna devam ediyor.

Abdullah Avcı…

Gerçekten cv’si başarıyla kaplanmış bir teknik adam. Türkiye’nin başına büyük umutlarla geldi. Bu zamana kadar zaten yerli hocalarla başarılarımız olmuş bulunuyoruz.
A Milli takımımız, Slovakya ile yaptığı karşılaşmada Abdullah Avcı ilk sınavını verdi. Burada skordan çok oynanan oyuna dikkat çekmek istiyorum. Takım gerçekten genç ve tecrübesizdi. Ama yine de bu gençlere Milli takım formasını terletme fırsatını vermek görevimizdir.

Abdullah Avcı topladığı gençlerle yoluna devam etmeyecek çünkü milli takımın bir iskeleti vardır. Fakat bu karşılaşmada bazı milli oyuncular oynamadı hatta bu durum futbolcuların tepkisini bile çekmişti. Ama Abdullah Avcı onlarla konuşarak bu durumu onlara iza etti. Bence burada tepkilik bir durum yok. Sadece bu maçta kaleye Sinan Bolat’ın geçmesi kaleyi Sinan Bolat’ın koruyacağını göstermez. Zaten Milli Takım’da Volka’nın, Emre’nin, Selçuk’un vs. yerleri belli olduğu için bu maçta oynamadı.

Biz bu sene Abdullah Avcı’dan ne bekliyoruz peki?

Bu soru benide gerçekten düşündürdü. Ama şu kanıya vardım. Abdullah Avcı, ”Biz istikrarlı bir turnuva takımı olmak istiyoruz.” dediğinde gerçekten bu söz beni heyecanlandırdı. Biz bu sene Abdullah Avcı’dan dünya kupasını getirmesini istemiyoruz. Biz sadece yapılan her organizasyonda kurada TÜRKİYE’nin de olmasını istiyoruz. Abdullah Avcı da zaten bu temenniyle geldi. Ben başarılı olacağına inanıyorum.

Sevgilerimle…

YAZAN: ADEM KUŞ

“O” Kobe Bryant!

Kobe Bryant… Şimdi öncelikle herkes onun kim olduğu gayet iyi biliyor. Hatta bu sezona dönelim, hani üst üste +40 sayı atan Kobe. Şimdi gene dönelim dün geceki Kobe’ye. Dün geceki Kobe, o +40 atan Kobe gibi değildi işte, bambaşkaydı. Dün geceki Kobe 3. çeyreğin ortasına kadar 15’de 0’la 0 sayıyla oynayan, neredeyse Tim Hardaway’in 17’de 0’lık “rekor”unu yakalayıp geçecekti. Sonra “bir şekilde” Kobe sayıyı buldu ve spikeri bile heyecanlandırdı. Bu arada küçük bir not da düşelim. Kobe, bu maç öncesinde Lakers’ın en yaşlı taraftarı 105 yaşındaki bir teyzeyle tanışmış, “Senin için bu gece show yapacağız.” demiş. Teyze için öyle bir show oldu ki kadıncağız ölebilirdi bile! Neyse asıl olaya şimdi gireceğim. Bu yazıyı yazma nedenimi…

Bu Kobe, 3 çeyrek boyunca 0 sayıyla (0/15) oynadı. Mike Brown da ısrarla oyunda tuttu. Son çeyrekte yavaş yavaş sayı bulmaya başladı. Ve en sonunda en kritik yerde 2 sayı gerideyken Kobe Bryant, üçlüğü yolladı ve takımını öne geçirdi. Ve zaten o basketten sonra Lakers da maçı vermedi ve kazanmış oldu. İşte hikaye buydu. Ben sayı atmam atmam, attım mı da tam atarım dedi yani. Maç sonunda bir de açıklaması olan Kobe şöyle demiş, “Bugün okyanusta bir teknede oturuyor olsam topu okyanusa atamayacak bir hâldeydim. Ama kazandığımız için mutluyum.” 

Son olarak da Kobe’nin o maçı getiren üçlüğünü de izlemek isterseniz; buradan izleyebilirsiniz.