İlk Şampiyonluk, İlk Yüzük

Miami Heat, 5 maç sonunda Oklahoma City Thunder’ı 4-1’le geçerek 2012 NBA Şampiyonu oldu. Seri öncesi yazılan, çizilenlere göre -ve bana göre de- daha uzun bir seri bekleniyordu. Herkes en az 4-3’e kenetlenmişti. Kimisi Miami, kimisi Oklahoma diyordu. Fakat böyle bir durum olmadı ve Miami ilk maçı kaybettikten sonra 4 maç üst üste kazanıp, şampiyonluğunu ilan etti.

NBA Finaller MVP’si 2006’daki şampiyonluğun aksine beklenen oyuncu LeBron James’e verildi. Finallerde 28.6 sayı, 9 ribaund ve 5.8 asist ortalamalarıyla oynayan “Kral” lakaplı oyuncu bu ödüle layık görüldü. Ayrıca LeBron James, 2003’te Tim Duncan’dan bu yana hem normal sezon MVP’liği, hem de finaller MVP’sini aynı sezon içinde kazanan 2. oyuncu oldu. LeBron James bu play-off’larda birçok kez, birçok alanda NBA tarihine girdi bile. ESPN’in blogunda LeBron’un “kim?” olduğuna dair sorular var. Hem Michael Jordan’la karşılaştırılıyor, hem de Oscar Robertson’la.

Fakat o LeBron James. 9 yıldır beklediği şampiyonluğu ve yüzüğü artık kazandı. Aslında bu sezon tamamen ona kenetlenmişti, özellikle geçen sezon o kaçan şampiyonluktan sonra. Özellikle de Boston Celtics serisinin 6. maçında 3-2 geriye düşmüş durumdalarken, “eyvah şampiyonluk kaçıyor!” havasına bürünüp yüzüne botoks(!) yaptırmıştı adeta. Hiç gülmüyor, gülümsemiyor. Sadece donuk bir şekilde bakıyor. Sadece şampiyonluğa ve kupaya kenetlenmişti. Ama dün, artık sonuç yavaş yavaş belli olurken yıldızlar tek tek oyundan alındı ve yedek oyuncular girdi. Bu sahnede Miami Heat benchinde parti havası başlamıştı. Herkes birbiriyle sarılıyor, dans ediyordu. LeBron da artık Boston serisinin 6. maçında beri nihayet yüzü güldü ve kendini bıraktı, doyasıya zıpladı, eğlendi.

Ama durum şundan ibaret ki, şampiyonluk Miami’nin değil de LeBron’un şampiyonluğuymuş gibi gösteriliyor çoğu yerde. Haklılar bir yandan, çünkü LeBron’un eleştiri almaması için her şey bu şampiyonluğa bağlıydı. Ve sonunda aldı. Miami Heat özellikle x-factorleriyle bu şampiyonluğa ulaştı. Belki de onlar olmasa bu derece rahat şampiyon olamazlardı. Özellikle Battier’ın seri boyunca muazzam üçlük atması,  -kariyerinde bu denli üçlük atmadı- Chalmers’ın 4. maçtaki 25 sayılık katkısı ve çaylak Norris Cole’un kritik anlarda kritik sayıları bulması. Ve son olarak dün gece 7/8 üçlük isabetiyle oynayan Mike Miller. Bir üçlük daha atsa Ray Allen’ın 8 üçlük’üne yetişecekti. Belindeki ağrılara rağmen harika bir maç çıkardı dün gece. Sonuç olarak ‘LeBron’un şampiyonluğu’ olarak gösterilse de diğer parçaların pabucu dama atılamaz.

Bir de bu şampiyonluğun Oklahoma cephesi var tabii. Suratlar asık bir şekilde benche geldiler, havluları boyunlarına sardılar. Yapacak bir şey yoktu artık. Maç düdüğü bitince takımca doğru soyunma odasının yolunu boyladılar. Kevin Durant, annesinin omzunda hüngür hüngür ağladı. O an herkesin kalbinde taht kurdu belki de. Henüz 23 yaşında. Önünde çok yol var. O ve taşıdığı takım, son 13 sezon Batı Konferansı’ndan finale çıkan üç takımı -Dallas Mavericks, Los Angeles Lakers ve San Antonio Spurs- eleyip geldiler. Bu muazzam bir başarı. ‘Önlerinde çok yol var’, evet. Çok genç bir takımlar. Ben inanıyorum ki şampiyon veya şampiyonluklar elbette kazanacaklar çünkü bunu fazlasıyla hak ediyorlar.

EREN TUNCAY

İrlanda Cumhuriyeti:1 – Hırvatistan:3 (Hırvatlar, İrlanda’ya Acımadı)

Diğer bir ölüm grubunun iki takımı… Birisi istikrarıyla her turnuvaya katılmayı başarabilen Hırvatistan diğer tarafta böyle turnuvaların yeni ismi İrlanda. Oyunun genelinde Hırvatların açıkcası büyük bir üstünlüğü bulunuyordu; çünkü Hırvatlar hem potansiyel olarak hemde dinamizm olarak İrlanda’nın üstünde bir maç ortaya koydu. Hırvatlar maçın geneline yayıldı açıkcası oyunu kendine göre planlayan Hırvatlar kısa ve yoğun paslarla topa hakim taraf oldu bide bunları yapmaya başlamadan önce 3. dakikada gelen gol bu oyun planın bir süsü oldu. Skor bir teknik adamın ve oyuncuların psikolojik üstünlük veya psikolojik çöküş ürünüdür. Bugün Hırvatistan’a baktığımızda maçın başında bulunan bir gol ve bu golün getirdiği birçok pozitif etki fakay negatif sonuçları da var bu golün. Pozitif yönden baktığımızda oyun plan ve stratejisi açısından görevleri ne ise futbolcuların olumlu bir psikolojiyle bunu oyuna yansıtmak, oyun içinde futbolcuların daha çok skoru korumaya fakat atağa çıkma düşüncesinin alevlendirerek iyice rahatlama çabasınıda doğurur.Hırvatlar için bu gol bence maçın kırılma anıydı moral açısında ki öyle oldu. Negatif yönüne bakarsan Hırvatlar yediği golü adam paylaşımında az da olsa bir anlaşmazlık yada adam paylaşımı iyiyi bence ama mücadele biraz düşmüştü Hırvatlarda buda skordan dolayı olabilir. Yediği gol bir duran top golüydü Hırvat oyuncunun arkasındaki oyuncuyu iyi kapatamaması sonucu yenilmiş bir goldü buda skora bağlanabilir fakat oyun içinde futbolcuların hata yapma vb. gibi hisler içinde olmasıda böyle gollere sebebiyet verebilecek nitelikte. Slaven Bilic gerçekten Hırvaistan’ın başında uzun yıl kalmış bir teknik adam istikrarı yakaladılar önceki senelerde ve buda Bilic’in Hırvatlara bir meyvesi oldu bu galibiyet. Tabii ki oyun stratejisi ve planı oyuncularla çok daha iyi bir noktaya gelmiş yani sistemi oturmuş bir takım bugün ise bunu birkez daha tekrarladılar. Madalyonun diğer yüzü ise daha böyle turnuvalara yeni yeni çıkan bir İrlanda Cumhuriyeti’ni izledik yaş ortalaması belki biraz yüksek ama çoğu Premier Leauge’den oyuncular oldukları için mücadele gücü yüksek bir takım İrlanda Cumhuriyeti. Slaven Bilic çok basit bir oyun sistemleri olduklarını ve bunu hemen çözdüğünü söylemişti,bugünkü galibiyet ise bunun destekcisiydi.İrlanda Cumhuriyeti Teknik Direktörü Giovanni Trapattoni tamamen bir tecrübe abidesi fakat bu takımda basit bir futbol oynatmaya çalışması işini biraz zora soktu.İrlanda Cumhuriyeti bu grubun zayıf ekiplerinden biri ben puansız bu grubu kapatıcaklar görüşündeyim;fakat futbol bu top her yerde yuvarlaktır neyin ne olacağı belli olmaz. Hakem B. Kuipers maçı iyi kontrol altına aldı oyuncularla fazla dialoga girmedi maç gerçekten zor bir maçtı sakatlıklar oldu tartışmalar oldu bunların üstesinde gelmeyi başardı.

YAZAN: ADEM KUŞ

İspanya:1 – İtalya:1 (Dev Maçta Eşitlik)

İki favorinin grupta karşılaşması bizler için tam bir futbola doyum noktasında istediğimizi alacağımızı hissettirdi ve oldu zaten. Maçın başından sonuna kadar tam bir futbol şöleniydi her yönüyle; taktiksel strateji olsun, oyun disiplini olsun, oyundan zevk almak olsun bu iki takımda bunları bize yaşattılar. İspanya’yla başlamak istiyorum. İspanya kadrosuna bakılınca bu turnuvanın en pahalı takımlarından biri olmasına karşın dünya çapında isim yapmaya devam eden kaliteli oyunculardan oluşmuş, oturmuş, mükemmel bir kadroya sahip. Oyun stratejilerini zaten biliyoruz top çevirme oyunudur. Top çevirirken rakibi uyutarak defansında açıklar vermeye zorlayan bir stildir. Bu stili oturtmak Del Bosque için zor olmasa gerek çünkü takımın birçoğu Barcelona gibi bu sistemin içinde yaşayan oyunculardan oluşuyor. Maç başlamadan önce favori yoktu ancak İtalya’nın tarihinde İspanya’ya pekte fazla galibiyet yüzü göstermemiştir İtalya. Tarihi bir kenara koyarsak topu saha içine attığımızda İspanya’nın oyunun başlarında ağırlığını hissettirmesi açısından topu ayağında tuttu. Hem rakibi bunaltmak hemde oyunu domine etmek açısından böyle bir başlangıç yaptı İspanya ve bunu gerçekleştirdi. Tabii oyunun ilerleyen zamanlarında İspanya’dan bazı oyuncuların bir türlü oyuna ısınamama sorunuyla karşılaştıkları için örneğin Xavi gibi mesela İtalya bu durumu tamamen kendine olumlu bir şekilde dönüştürdü ve İspanya’nın kalesine daha fazla gitmeye başladı. Pozisyonlar buldu ama değerlendiremedi. İspanya ise çok rahat bir şekilde İtalya savunması öldürü pas trafiğiyle yarmayı başarıyor ama bir türlü son yani bitirici vuruş olmuyordu. İspanya’nın ilk yarıyı golsüz kapatmasının en büyük nedenlerinde biri de bu bitirici bir kişiliğin olmaması. Tabi İtalya’nında hakkını yememek lazım müthiş bir oyun disiplini teknik adamlarının İspanya’nın topa sahip olma düşüncesine bulduğu muhteşem strateji İtalya’nın gol yememesinde büyük bir etkiye sahip. İkinci yarıya gelirsek teknik adamlar zorunlu bir şey olmadıkça ikinci yarıya oyuncu değiştirmeden başlarlar ki iki teknik adam da bunu gösterdi. İkinci yarıda aynı oyun tekrarlandı yine İspanya atğa çıkıyor usandırıcı bir defans hattı her şey zamanında yapılıyor 0 hata ile oynadı denilebilir İtalya defansı.İtalya’da atağa çıkıyor ama bitirici vuruşlarını bir türlü gerçekleştiremiyordu. Oyuna hemen müdahale etti İtalya’nın teknik adamı ve tecrübeli gol kollayan bir forveti sürdü oyuna ve sürer sürmez ondan faydalandı ve İtalya golü buldu. Golden sonra İspanya rakibinin daha çok üstüne gitmeye başladı oyunu rakip alana sıkıştırdı ve yine öldürücü bir pasla ki Silva verdi bu pası Fabregas topu Buffon’un filelerine bıraktı. Bence bu golün sebebi skorun verdiği rahatlık ve defans hattının biraz olsun gevşemesidir. Çünkü İspanya defans hatta ceza sahasının içerisinde top çevirebiliyordu ki Fabregas’ın golü bu şekilde geldi. Oyunun ilerleyen zamanlarında İspanya rakibin üstüne daha çok gitti çünkü ilk maçlar önemlidir takımlar açısında psikolojik olarak İspanya bir gol daha bulamk istiyordu ama İtalya golün getirdiği bir sirkelenme buna izin vermedi ve maç 1-1 berabere bitti. Hakem oyuna iyi üstünlüğünü koydu hiçbir şeyden etkilenmedi maçı iyi yönetti. Tabii bu grubun favorisi İspanya ve İtalya ama hiç şüpesiz bu skor, Hırvatların ya da İrlandalıların işine çok yarayacaktır.

YAZAN: ADEM KUŞ

Finalin Adı: Miami Heat – Oklahoma City Thunder

2012 NBA Final’inin adı, dün geceki Miami Heat – Boston Celtics karşılaşmasının 7. maçıyla belirlendi. Miami Heat, Boston Celtics’i seyircisi önünde mağlup etmeyi başararak, art arda 2. kez NBA Finali’ne çıkan taraf oldu. Geçen sene Dallas Mavericks’e finalde kaybeden Miami bu kez yüzük için daha istekli. Fakat bu kez karşılarında Oklahoma City Thunder var. Çok hızlı bir seri bizleri bekliyor.

OKLAHOMA CITY THUNDER

Bütün bir sezonu bence kusursuz geçirdiler. Tam bir takım olarak finale kadar çıktılar. En büyük hikayeleri de son 13 yılda Batı konferansı’ndan finale çıkan üç takımı eleyip buraya gelmeleri: Dallas Mavericks, Los Angeles Lakers ve San Antonio Spurs. Gerçekten takdire şayan bir oyun ortaya koyuyorlar. Genç olmaları, oldukça atletik ve enerjik olmaları karşılarındaki rakibi yıpratıyor. Kevin Durant’in liderliğindeki bu takım Russell Westbrook’un patlamarıyla + James Harden’ın kenardan gelerek yaptığı katkıyla beraber özellikle hücumda karşı konulamaz bir ekip oluyor. Savunmada ise özellikle Serge Ibaka’nın blok tehdidi rakibi zorluyor. Şimdiye kadar oynadıkları rakiplerinde özellikle hız ve atletik unsurlarını oldukça kullandılar, ve başarıyı sağladılar. Fakat bu sefer karşılarında en az onlar kadar hızlı olan, en az onlar kadar atletik olan bir takım var. Ve üstelik karşılarındaki bu takım şampiyonluğa susamış ve geçen sene kaybetmenin acısıyla gelmiş. Oklahoma’nın Miami’yi durdurmasından biri LeBron’a dış alanda bunaltıcı savunma yapmak. Çünkü LeBron’u içeri soktukları an LeBron faulü bulabilen bir isim. Bütün dikkatler LeBron’n üzerinde olacak. Diğer yandan Miami’ye fazladan fast break imkanı sağlamamak çok önemli Oklahoma adına, çünkü Miami’nin fast break’ini durduran takım yok. Bu 2 unsur çok önemli. Pota altı açısından Miami’den üstünler. Bu onlar için artı, şampiyonluk yolunda avantaj.

MIAMI HEAT

Onlar da genel olarak çok iyi bir sezon geçirdiler. İkinci turda Bosh’ın sakatlanmasından sonra Pacers’a karşı biraz zorlansalar da onları geçmeyi bildiler. Ancak Bosh’ın değeri tam bu noktalarda çok anlaşıldı. Özellikle Boston serisinde uzun bir aradan sonra çıktığı ilk maçında az oynaması ve Boston’un boyalı alandaki etkinliği Miami’nin şampiyonluk hayallerini zora sokmuştu. Ancak LeBron’un son 2 maçtaki performansı Miami’yi ipten aldı. Geçen sene Dallas’a kaybettikleri şampiyonluğun verdiği üzüntüyle, bu sezona bomba gibi başlangıç yapmışlardı. Tek bir hedefleri var: Şampiyonluk. Aşağısını ne kendileri, ne de taraftarları kabul etmiyor. Aslında üstlerinde çok büyük bir baskı var. Sezon boyunca ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar iyi bir sezon geçirirlerse geçirsinler şampiyon olamadıkları müddetçe ‘başarılı’ olarak sayılmıyorlar. Aslında bu yanlış, ancak böyle. Onlar da bunun farkındalar ve bu yüzden geçen sene kaçan şampiyonluktan sonra bu sene kesin alma yolundalar. Ancak bu seneki rakipleri bana göre daha zor, daha hızlı, daha atletik fakat kendilerinin de bu özellikleri taşımaları, rakibine pek de üstünlük sağlayamayacak. Miami’nin şampiyonluğu genel olarak LeBron’un maçta ne yapacaklarıyla doğru orantılı. Ama her zaman sadece LeBron’la da olmuyor. LeBron’un yapacaklarının yanında Wade’in ne yapacağı, Bosh’ın vereceği katkı ve diğer parçaların maç içinde gösterdikleri verim. Bunun yanında çok top kaybetmemeleri çok öenmli. Boston serisinde çok fazla top kaybettiler ve çoğu maçı da bu yüzden kaybettiler. Hatta bu maçta da özellikle ilk çeyreklerde yaptığı top kayıplarıyla ‘final gidiyor mu?’ dedirttiler, neyse ki maçı çevirebildiler. Fakat bu sefer o kadar top kaybı yapmaya hakları yok çünkü bu sefer karşılarında top kayıplarını daha fazla affetmeyen bir ekip var. Fark açıldığı an kapatmaları zor olur. Buna ek olarak savunmada gösterecekleri performans çok önemli. Ve en önemlisi de Durant’e yapılacak olan savunma. Çoğu şey de buna bağlı. Bunları kusursuz derecede yapabilirlerse şampiyon olabilirler. Şampiyonluk, kusursuz olanların hakkıdır.

Son olarak bunu her fırsatta söylüyorum; bu final serisi başka olacak. Bu final serisinin hızına yetişemeyeceğiz.

Almanya:1 – Portekiz:0 (Panzerler Zorlandı, Ama Kazandı)

Panzerler gerçekten bu akşam tarihinin en zorlu maçlarından birini oynadı. Portekiz, Milli takımımızla oynadığı gibi oynamıyordu bu çok doğal bir durum çünkü turnuvayı düşünerekten oyunu hafif bir havayla oynadı bize karşı, ama bu maçta Portekiz takım oyununa yönelmiş bir havayla oynadı buda onlar için pozitif bir durum. Portekiz Almanları maç boyunca çok sıktı defansta fazla disiplinsiz hareketler yapmadı buda onlar için pozitif Almanlar için negatif bir durum ortaya koydu. Almanlar oyunun tamamına hakim bir hava sergiledi ve bütün enerjisini oyuna yaydı ki Almanların en önemli özelliği kötü bir oyun bile oyun ortaya koysa bile oyun disiplininden hiç kopmadan devam eden bir takım. Bunların dışında önemli hücum oyuncularına sahip olan Panzerler hücumda çoğalmak yerine tabi bu ara ara gerçekleşti oyunu rakip sahaya yıkma fazla yorulmadan top çevirerek defansın zaaflarında yararlanarak skora gitme düşüncesiyle oynadı. Panzerler hem hücum anlamında hem de ki bu en önemli faktörlerden birisi defans anlamında çok az zaaf göstererek 3 puanla başladı turnuvaya. Panzerler hırslı, mücadeleci yapıları nedeniyle gördük işte Gomez’in o dakika golü atacağını kimse düşünmemişti aslında hafiften hafiften rakibide uyutarak skor bulma avantajı içindeydiler, bu da Gomez’in oyunun sonlarına doğru bulduğu golle desteklenebilir. Löw bu maçta bence en az takımını yönlendirme görevinde bulundu çünkü oyuna fazla müdahale etmeden sadece oyuncu seçimleriyle bu faktörde aslında etkisiz oldu bence maçı kurtarmaya baktı;ama dediğim gibi fazla etkili bir faktör olmadı Löw. Olayın değer kahramanı Portekiz’e bakarsak ülkelerin yada toplumların en kötü özelliklerinden birisi ki bu bizim türk toplumumuzda da var sabırsız insanlarız. Başarının hemen geleceği kanısında olduğumuz için turnuvaya katılıp teknik direktör değişikliğine giden takımları görüyoruz Portekiz’in hocası son 1 veya 2. eleme maçlarında geldi.teknik direktörün uzun yıllar çalışmasını Danimarka-Hollanda maçında gördük Danimarka’nın teknik direktörü 12 senedir takımın başında ve bu çok olumlu bir durum sağladı onlar için. Öte yandan Portekiz Panzerlerin disiplinli defans anlayışından nasibini aldılar ve çok az ama ne pozisyonlar kaçırdılar. Oyunun genel olarak oynanışı Almanlar’ın egemenliği altında devam etti favori olduğu maçı kazandı aslında Almanya. Portekiz ise hücumda etkili fakat bitirişi vuruşlardan yoksun bir takımolarak akıllarda yerini aldı.Portekiz takımı sadece finalde sıkıntılar yaşayan bir takım bence sonuçta atağa çıkıyorlar pozisyon bulunca giriyorlar pozisyona ama bitirici vuruş için daha fazla adam olması lazım bu sorun halledilirse Portekiz bence gruptan çıkacaktır. Hakeme gelirsek hakem maçı iyi bir şekilde yönetti ne oyuncular ne de seyitci baskısında kaldı bunun nedeni kişiliklerinin yanıda UEFA başkanının da yanlarında olması nedenlerden biri sayılarbilir bence. Taraftarlara gelince oyunun bazı bölümlerinde özellikle korner atışlarında Alman taraftarlar kağıt parçaları attılar bunlar çok gereksiz şeyler bence böyle yaparak takımınıza destek değil onların oyuna psikolojik bakışlarını etkileyebilirlerdi, ama bunlar Alman disiplinsizlik diye bir kelime yok hayatlarında. Almanya gruptan çıkmak için favori gösterilebir hemde turnuvayı kazanmak için ama ölün grubu neyin ne olacağı belli olmayacak. Çünkü takımlar skoru saniyede değiştirebilecek oyunculara sahip buda bu grubu diğer gruplardan ayıran en önemli özelliktir.

YAZAN: ADEM KUŞ

Hollanda:0 – Danimarka:1 (Hollanda’dan Şaşırtan Başlangıç)

Bu maç Portakalların tamamen değil ama az da olsa işini zorlaştırdı. Danimarka EURO 2012’de istatistiklere en son sırada yani 0 çekerek veda edeceği düşünülüyordu; fakat bir takım düşünün teknik adamıyla 12 senedir çalışıyor. Danimarka takımı gerçekten oturmuş bir takım oyun stilleri adeta bir makine gibi oyunun her dakikasında tıkır tıkır işleyen bir stratejiyle çalışıyor. Ben şahsen Danimarka’nın oyun stiline bayıldım çünkü oyunda yardımlaşma ön planda kısa paslarla takım arkadaşını rakip oyuncuların baskısı altından kurtarmaya dayanıyor. Danimarka oyun başladığında kontrollü ve skoru yarattıktan sonra korumaya yönelicekmiş gibi bir takım oyunu çiziyordu böylede oldu açıkcası golü bulduktan sonra ayağa paslarla zaman geçirmeye rakibi bunaltmaya ve oyunu tamamen domine etmeye çalıştılar.Bu düşünce oyunun birçok pozisyonunda olumlu olarak Danimarka futboluna yansıdı. Danimarka tamamen takım oyununa dayanan bir oyun sergiledi bireysel çaba neredeyse 0’dı. Bütün oyuncular oyun disiplininden kopmadan toplu hücum ve toplu defans stratejileriyle turnuvaya 3 puanla başlayarak Danimarka’nın turnuvanın sürpriz takımlarından olabileceği sinyalini verdi. Madalyonun diğer yüzünde ise Robben, Afellay, Van Persie gibi yıldızların bulunduğu Hollanda namıdeğer Portakallar. Hollanda oyuna başladığında daha çok hücumu düşünen ve buna yönelik bir futbol anlayışıyla oyunu sürdürdü. Hollanda ayağa paslarla topla oynayarak pozisyon bulma adına bir takım adımlar attı fakat Danimarka defansını bir türlü geçemediler Vikingler oyun disiplininden hiç kopmayarak bıkmayarak arkadaşlarının açıklarını kapatarak Hollanda’ya gol perdesini açtırmadılar. Hollanda oyun içinde birçok pozisyon buldu fakat ama şansız anlar bunların gole dönüşmesine izin vermedi. Hollanda Danimarka defansını yaramayınca çareyi uzaktan şutlarla aramaya başladı ama Danimarka kalecisi uzaktan şutlara çok hakim ve çok rahat bir şekilde cevap verdi. Tabi oyun içinde takımların stratejileri, oyuncu kaliteleri bir yana oyuncuların psikilojik durumlarıda ön plana çıkmıyor değildi. Robben özellikle oyunun başlarında bulduğu bir pozisyonu gole çevirme şansı olmasına rağmen tercihini patan yana kullanmıştı buda onun büyük sorumluluklar altında ondan çok şey beklenmesinin bir sonucu olarak görünüyor. Şampiyonlar Ligi Finalinde kaçırdığı penaltı ve tüm oyuncuların yükünü kkendi sırtında hissetmesi bence bunun bir sonucudur. Hollanda gerçekten muhteşem bir takım FIFA sıralamasında biraz gerilediler ama Hollanda’nın gruptan çıkma düşüncesi daima olacaktır. Tabi grupları gerçekten çok zor bir grup Almanya olsun Portekiz olsun bugün gördük Danimarka olsun belki Portekiz biraz takım oyunu anlayışının dışında kalabilir ama Almanya, Danimarka böyle ülkeler daha çok takım oyunuyla bir şeyler yapmaktadır bugün zaten gördük takım oyununu takım oyunu karşısında hiçbir bireysel çaba işe yaramaz tabi bazı şanssızlıkları ortadan kaldırırsak ben bugün Hollanda’da biraysel çaba hissettim ama Hollanda yineliyorum bu turnuvanın favorileri arasında ilk maç önemlidir ancak olmadı ama Hollanda’nın ben bu gruptan çıkacağı konusunda son ana kadar savaşıcağına inanıyorum ki böyle olmalı.

YAZAN: ADEM KUŞ

Rusya:4 – Çek Cumhuriyeti:1 (Rusya, Çekler’i Dağıttı)

image

Aslında bu galibiyet hiç de şaşırtıcı değildi. Ruslar favori olduğu maçı kazandı. Rusya gerçekten yaş ortalaması 30.5 olan bir takım;hatta; Arshavin bile 31 yaşında, fakat Rusya; Guus Hiddink’in çalıştırdığı zamanda Hollanda ekolünü oturtmuştu, yerine gelen diğer Hollandalı teknik adam ise bu ekolü değiştirmeden takımın yapısını, iskeletini bozmadan ayağa paslarla hızlı bir şekilde hücuma çıkıp skoru yaratmak istediler; öylede oldu. Rusya bu turnuvanın sessiz ama sinsi bir takımı alttan alttan en azından bir çeyrek fianl belki bir yatı finalle turnuvaya veda etmek isteyeceklerdir. Rusya kadro kalitesiyle olsun oyuncu kalitesiyle olsun her yönüyle muhteşem bir takım. Dzagoev,Arshavin, Akınfeev bunlar kendini kanıtlamış futbolculardır, ama Rusya hücuma çıkışıyla orta sahada baskısıyla defans yaparken disipliniyle böyle bir turnuvayı hak ederek geldiğini gösterdi. Çek Cumhuriyeti’ne bakarsak takım iskeleti bakımından Cech olsun, Sivok olsun, Milan Baros olsun bu futbolcular çeklerin çok şey beklediği futbolculardı, ama Rusya baskılı oyunu ile oyunu rakip sahaya yıkmaya başladı yavaş yavaş bu düşünce birçok zaman gerçekleşti. Çek Cumhuriyeti skor 2-0’ken gerçekten çok pozisyon buldu ama değerlendiremedi. Öte yandan Milan Baros’un perfonmansı keza öyle. Hatta oyundan çıkarken Çek taraftarlar ıslıklarla ona eşlik etti. Rusya çok net bir skorlar ilk maçında 3 puanı aldı ama bu demek değildirki Çek Cumhuriyeti’nin grupta iddiası kalmadığı onlarda çok iyi bir takım ama hem psikilojik olarak hemde fiziksel olarak Ruslar Çekler’i yıktı. Hakeme gelirsek hakem gerçekten maçı iyi yönetti oyuna kendi baskısını koydu ne taraftarların nede oyuncu baskısı altında ezildi kesin kararlar vererek, sarı kartını koçayca çıkarmayan, mücadelelere tavizsiz oyunu devam ettiren bir hakem vardı.

YAZAN: ADEM KUŞ