Ne oldu size eski çınarlar?

Standard

team-bostonNBA kurulduğundan beri, bu ligin en başarılı iki takımı yıllardır hiç değişmedi. Bunu kimse inkar etmiyor. NBA’in en başarılı iki takımı Boston Celtics ve Los Angeles Lakers’tır. Artık bu takımlara “başarılı” sıfatı öyle bir yapışmış ki, her sezon şampiyonluk adayı olarak lige başlamaları (2000’lerin başlarındaki Boston hariç), 80’lerdeki Boston-Lakers finalleri ve günümüzde 2007-2008 ve 2009-2010 sezonundaki Boston-Lakers finalleri… Hepimiz biliriz. NBA’de ne kadar ilgimizi çeken, veya desteklediğimiz takım varsa da bu iki takımın çetin mücadelesi hep ayrı bir yer almıştır.

Bu sezona da bu iki takımdan  Boston çok ağır basmamıştı şampiyonluk adayı için. İyice yaşlanan takım, Big Three üyelerinden Ray Allen’ı geçen senenin şampiyonu Miami Heat’e vermişti. Sezona başladıklarında inişli-çıkışlıydılar. 29 Ekim’deki Brooklyn maçına kadar 37 maç üst üste +10 asist yapan Rajon Rondo, Boston cephesinde dikkatleri üzerine çekmişti. 2012’nin sonlarını bu şekilde atlatan bu takım, 2013’e mağlubiyetle başlasa da, sonradan aldığı üst üste aldı 3-4 galibiyet yüzleri güldürüyor gibiydi. Fakat bu gülümseme, Hornets’ten fark yiyinceye kadardı. Oynadığı 40 maçta 20 galibiyet ve 20 mağlubiyet alan Rivers’ın ekibi, tam %50 başarı oranı tutturmuş durumda. Doğu Konferansı’nda ise şuan tam kıyıdalar, 8. sırada bulunuyorlar. Oradan düşmek istemiyorlarsa daha “düzgün” oynamaları şart çünkü çok dağınıklar. Doc Rivers, dün bir açıklama yapmış ” Korkunç oynuyoruz” diye. Korkunç olduklarını üstüne basa basa belirtmiş. Sözün özü bu “çınar” takım, bu sezon şuan geldiğimiz yere kadar tam orta şeker takım.

howard-bryant-nashBu çınarlardan bir ikincisi Lakers’a gelelim. Burada yazılacak daha çok şeyin olduğunu belirtmeliyim. Şimdi en başa saralım, yaz sezonuna. Phoenix’ten ayrılması beklenen ve birçok talibi bulunan veteran guard Steve Nash, kariyerinin son yıllarında “belki bir yüzük” kaparım edasıyla Lakers’ı seçti. Ve Lakers’ın yıllardır çözüm bulunamayan oyun kurucu pozisyonuna ilaç oldu. Ardından 1 ay sonra Orlando’da 2 sezondur mutsuz olan ve gitmek istediğini her fırsatta dile getiren Dwight Howard, en sonunda Lakers’la imzalamıştı. Doğal olarak medyada büyük bir yankı uyandırdı. Şampiyon olmak için burayı seçtiğini ve aslında bakılınca mantıklı hareket ettiği de doğru (diğer talibi Brooklyn Nets’ti). Howard ve Nash ikilisi, tüm yazı sallamaya yetti Lakers’ı seçmekle. Hemen bir “Big Three” kuruldu herkesçe ve çoğunlukla bu senenin şampiyonu ilan etmişlerdi. Tabii ki takıma bakınca başta diyebiliyorsun “şampiyonluğu zorlar” diye. Ben çok duydum sosyal medyada olsun, dışarıda olsun Lakers taraftarlarının %100 şampiyon oluruz dedikleri ve başka ihtimali vermediklerini. Ben ise hiçbir zaman Lakers’ın %100 şampiyon olacağına katılmadım ve doğru olan da buydu bence. Geçen senenin şampiyonu Miami Heat, geçen senenin finalisti Oklahoma City Thunder, öyle kolaya alınacak rakipler değiller elbette. Ben en başta Lakers en kötü Konferans Finali yapar, (muhtemelen Thunder’la yapar), onu eleyebilirse de finalde Miami’yle karşılaşır dedim. Dedim evet, meğer ne iyi niyetliymişim!

Şimdi hikaye kısmını bitirdiğimize göre gelelim gerçeklere. NBA’in pre-season, yani hazırlık maçları döneminde oynadığı 8 maçın hepsini kaybederek sezona göz kırpmıştı. Fakat Lakers’ın bu huyunu biliyoruz ki, sezonu iyi yerlerde bitirdiği, şampiyon olduğu yıllarda bile hiçbir zaman iyi bir “pre-season” dönemi geçirmemişti. Lakers taraftarı bile bu 8 mağlubiyetin ardından “asıl Lakers normal sezonda belli olur” demişti. Ki ben de Lakers’ın bu 8 mağlubiyetinin ardından pek de tiğye almadım. Sezon başladı, Lakers kaybetmeye devam etti. 2 maç daha kaybetti. Sonra biraz kazandı derken kaybetti, kaybetti, kaybetti ve Mike Brown’un bileti kesildi. Mike Brown takımdan gönderilince yeni bir koç bulunana kadar takımın yardımcı antrenörü Bernie Bickerstaff koçluk koltuğuna oturdu ve Lakers koçu olarak çıktığı 5 karşılaşmanın 4’ünü kazandı, yalnızca 1’ini kaybetti. Ardından “yeni koç kim olacak?” soruları doğarken bir ara Phil Jackson bile gündeme gelmişti. Fakat koçluğu bıraktığını belirten bu 11 yüzüklü koçtan sonra Lakers başka koçlara yöneldi ve nihayetinde Mike D’Antoni’yle anlaştı. D’Antoni’nin oyun yapısının Lakers’a nasıl uyacağı konusunda bir sürü şey yazıldı çizildi. Ki şuan ki duruma bakılınca uymadığını görüyoruz.

Sezon içinde Pau Gasol’ün takası gündeme geldi ve aslında hâlâ gündemde. Gitmesi gerektiğini düşünen basketbolsever sayısı oldukça fazla ve ben de onlardan biriyim. Biriyim çünkü Gasol için doğru olan bu. Olanların faturasının çoğu Pau Gasol’ün sezona iyi başlayamaması ve o eski Gasol olarak oynayamamasından dolayı ona kesildi. Lakers taraftarının da Gasol’ü görmeyi düşündüklerini sanmıyorum. Fakat Gasol bunlara hiç aldırış etmedi, “Ben bu takımın bir parçasıyım” dedi ve elinden gelenin en iyisini yapacağının altını çizdi. Gitmeyeceğini belirtmiş oldu (ki son 2 maçtır takımın en iyisi Gasol oldu istatistik bakımından, neyse buraya girmeyeyim).

Bütün gözler Kobe’de oluyor. Kobe her maç atıyor fazlasıyla ve o attıkça bir sürü istatistik ortaya çıkıyor. Kobe az attığında Lakers’ın kazanma yüzdesi ve o çok attıkça kazanma yüzdesi şeklinde. İstatistiklerin bize gösterdiğine göre Kobe az attıkça, yani +25 sayı altında Lakers daha çok kazanmış. +30 sayı attığında ise Lakers 2 kat kadar daha fazla kaybetmiş. Ben burada Kobe’ye suç bulmuyor veyahut bencil demek istemiyorum. Takımda atacak kimse bulamayınca o devralıyor takımını doğal olarak. Fakat istatistikler acımasız, böyle şeyler çıkarıyor karşımıza.

Kobe ve D’Antoni yaptığı açıklamalarda bu son günlerde, ” Birçok sorunumuz var” diyor sürekli. Sorun olduğu ortada. Sezonun yarısına geldik. Lakers 41 maç oynamış. 17’sini kazanmış, 24’ünü kaybetmiş. Bir sorun var elbette. Play-off potasında değiller. Bir sorun var elbette. 15 takımlık Batı Konferansı’nda 12. sırada bulunuyorlar ve geçtiği o üç takım ise Sacramento, New Orleans ve Phoenix. Bir sorun var elbette!

Sorun da şu ya, kimsenin daha çözemediği bu “Lakers’taki sorunun” ne olduğu bulabilmek. Bunu benim çevremdeki kimse henüz çözmüş değil. Ben de çözemedim ve sezonun yarısı gelmesine rağmen Lakers’ın ne yaptığını anlayabilmiş değilim. Beynim bunu bu sezon anlayamadı. Ama bu sorunun çözülmesini can-ı gönülden istiyorum.

Lakers, Pazar günü Toronto’ya kaybetti, dün de Chicago’ya kaybetti. Çok ciddiyim ki, Lakers için zaman daralıyor. Virajdan çıktı-çıkacak. Ve çıktığı zamanda da bir daha yolunu bulması imkansız diyorum. Ve tehlikenin farkında mısınız? Yılların tecrübeleri, NBA’in en başarılı iki takımı olan Boston ve Lakers’ın play-off’a kalamadığı bir sezon olabilir bu.

Ne oldu size eski çınarlar?” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: Lakers’ın akıbeti Kobe’ye bağlı « Eren Tuncay

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s